Tuncer Paşa, Erdoğan'a minnettar?

| Abdülhamit Bilici 317
Bülent Ecevit liderliğindeki üçlü koalisyon iktidarının son yılında Harp Akademileri Komutanlığı'nda bir toplantı yapılıyordu.
'Türkiye'nin etrafında barış kuşağı nasıl oluşturulur?' konulu sempozyumda, dış politika masaya yatırılıyor ve Avrupa ile ilişkileri konuşuluyordu. Toplantıya katılan isimler arasında, daha sonra Ergenekon soruşturması kapsamında bir süre gözaltına alınacak olan dönemin MGK Genel Sekreteri Org. Tuncer Kılınç da vardı.

Yine ismi Ergenekon çerçevesinde gündeme gelen iktisat profesörü ve Cumhuriyet yazarı Erol Manisalı'nın, "AB'nin Türkiye'yi kabul etmeyeceği" sözlerinin ardından konuşan Tuncer Paşa, uzun süre tartışılacak önerisini dile getirmişti. Kılınç, AB yerine Rusya ve İran'ı da kapsayacak yeni bir arayışı öneriyordu. Kılınç, kendi döneminde önerisinin hayata geçirildiğini göremedi. Çünkü 3 Kasım 2002 seçimlerinde AB politikasına var gücüyle sarılan AK Parti iktidara gelmişti. Paşanın görüşlerinin etkisini kıran başka bir gelişme ise Kılınç'ın, MGK Genel Sekreteri sıfatıyla Brüksel'deki bir toplantıda sarf ettiği sözlerin kredibilitesine indirdiği darbeydi.

Davetli bazı gurbetçilerle nahoş tartışmaların yaşandığı o gün Tuncer Paşa, çok ilginç sözler sarf etmişti: "Başörtüsünün din ile alâkası yoktur. Anadolu kadını rüzgârdan, yağmurdan korunmak için başını örtmüştür...", "İslâm'da hacı hoca yoktur. İslâmiyet'i evde ananızdan babanızdan öğreneceksiniz...", "Cemevlerini kuranlar bölücüdür.", "Türkiye'nin en yanlış politikası, dar para politikasıdır. Elimizde olsa, beyaz kâğıdı alıp Türk parasını basarız. Darphaneyi 24 saat çalıştırırız."

Bugün, bu sözlerinin ne kadar tuhaf olduğu daha iyi anlaşılıyor. Ancak Rusya Devlet Başkanı Medvedev'in ülkemize yaptığı ziyaretin sonuçlarını değerlendirirken, Paşa'nın teklif ettiği politikanın AK Parti hükümeti tarafından bir yönüyle hayata geçirildiğini de kabul etmek gerek. Tabii önemli bir farkla: Batı'ya ya da AB'ye tepki olarak veya yeni bir eksen arayışına girerek değil, sadece Türkiye'yi merkeze koyan çok boyutlu bir dış politika anlayışının ve komşularla sıfır problem, maksimum işbirliği siyasetinin bir sonucu olarak... Nitekim geçen hafta Emine Erdoğan, 200 Türk kadınıyla Brüksel'de idi; Başbakan Erdoğan ise bugün Atina'da. Avrupa Günü'nde Boğaz köprüsünün ilk kez AB renklerine boyandığını da unutmayalım.

Gerçekten de Türkiye, Avrupa ve Batı ile ilişkilerine bir zarar vermeden, birçok açıdan dev potansiyele sahip kuzey komşusu Rusya ile ilişkilerini tarihte görülmedik bir noktaya taşıdı. 4 uçakla Türkiye'ye gelen Medvedev'in 30 saatlik Türkiye ziyaretinde, karşılıklı olarak vizelerin kaldırılması, nükleer enerji santrali anlaşması, Samsun-Ceyhan boru hattı ve diğer anlaşmalara imza atılırken, bugün emekli olan Tuncer Kılınç'ın ne düşündüğünü çok merak ettim.

Sovyetler Birliği daha ayakta iken, 1986 yılında dönemin vizyon sahibi başbakanı rahmetli Turgut Özal'ın imzasını taşıyan doğalgaz anlaşmasıyla başlayan ilişkiler, bugün Rusya'yı Türkiye'nin dünyada birinci iş ortağı konumuna taşımış durumda. 2008'de 38 milyar dolarla zirveye çıkan ticaret hacminin, 100 milyar dolara yükseltilmesi gibi iddialı bir hedef var ortada. Kurulan bu güçlü ilişkinin Kafkaslar'dan Orta Asya'ya ve bütün dünyaya çok olumlu bir katkı sağlayacağına kuşku yok.

Rusya ile her alanda işbirliğini maksimum düzeye çıkarmayı hedefleyen bu ilişkinin çok kısa sürede önemli bir sonucu daha görülecek. Tuncer Kılınç Paşa gibilerin, AB'ye duyulan tepkiyi ortaya koymak ve bir bakıma Batı'ya ders vermek için düşündüğü bu ilişki, yeni denklemde Avrupa ve genel olarak Batı üzerinde Türkiye lehine önemli bir sonuç verecek. Bize öyle geliyor ki, Türkiye'nin Rusya ve diğer Asya ülkeleriyle ilişkileri geliştikçe, Avrupa, Türkiye'ye karşı takındığı aşağılayıcı tavrın yanlışlığını daha iyi görecek. Rusya'nın vizeyi kaldırıp Türk dinamizminden yararlanmak istediği bir ortamda yükselen Türkiye'ye uyguladığı vize rejimini gözden geçirecek. ABD'nin Türkiye'ye yaklaşımına da olumlu etkisi olacak. Daha Rusya ile atılan anlaşmaların imzası kurumadan, Washington'ın daha önce Bush tarafından protesto edilen, Türkiye ve İspanya'nın başını çektiği Medeniyetler İttifakı girişimine katılacağını duyurması manidar değil mi?