Bill Clinton ve Rus Yahudileri

| Kerim Balci 20

Rus kökenli Yahudilerin Avrupa kökenli Yahudilere kıyasla barış için topraktan taviz verme konusunda daha isteksiz olduklarını söyleyen Clinton, İsrail ordusunun da her geçen gün daha fazla Rus Yahudi'si ve yerleşimci ailelerin çocuklarına bağımlı hale geldiğini iddia etmiş. Clinton'a göre sıkıntı bu askerlerin yarın bir gün boşaltılmaları söz konusu olduğunda yerleşimcilerle mücadele etmek istemeyecek olmalarıyla da ilgili.

Clinton tezini ispat etmek için kendisinin başkanlığı döneminde İsrail'de başbakan yardımcılığı ve imar ve iskan bakanlığı yapan Natan Şaranski'yle arasında geçen bir konuşmayı aktarmış. Buna göre yerleşim birimlerinin boşaltılması ve Batı Şeria'nın tümden Filistinlilere devredilmesine karşı çıkan Şaranski, Clinton'a, "Ben Rusya gibi büyük bir ülkeden geldim. Şimdi elimizdeki küçücük ülkenin daha da küçülmesine nasıl razı olurum?" demiş. Şaranski'nin Rusya'da hapisteyken çıkıp İsrail'e göç ettiğini bilen Clinton da, "Sizi temin ederim, burada sizin hapishane odanızdan daha fazla toprağınız olacak." diye cevap vermiş ona.

Clinton'un değerlendirmesi bekleneceği üzere İsrail yönetimi ve Amerikan Yahudi dernekleri tarafından telin edildi. Clinton'dan "eski bir dost" diye bahsetmeye başlayan Yahudiler, Rus Yahudilerinin ülkenin kalkınmasına ve ordusuna yaptıkları katkıyı alkışladılar cevabi açıklamalarında. İşi sulandırıp Monica Lewinsky'nin de Rus asıllı bir Yahudi olduğunu hatırlatanlar da oldu.

Öncelikle Clinton'un açıklamasının arka planında uğraşılırsa ırkçılığa kadar vardırılabilecek bir Rus karşıtlığı yatıyor. İsrail'in mevcut dışişleri bakanı Avigdor Lieberman da Rus'tur ve de hem İsrail-Filistin barışının hem de İsrail-Türkiye ilişkilerinin düzelmesinin önündeki en esaslı engeldir. Ama bu engel olma durumu Rus olmasıyla değil, Avigdor Lieberman olmasıyla ilgilidir.

Yine de Clinton'un gözlemi İsrail'in dış politika kararlarını monolitik bir İsrail kimliğine değil, bu kimliği oluşturan alt kimliklerden birine atfetmesi açısından önemli bir adım. Bu, İsrail'le sıkıntılı bir süreç yaşamakta olan Türkiye'nin de dikkate alması gereken bir şey. İsrail'i topyekûn "gemi basanlar ülkesi" olarak görmek hem adaletsiz, hem de neticesiz bir tavır. Lisbon'da tanıdığım genç bir grup solcu İsrailli, Mavi Marmara olayından sonra kendilerinin yaşadıkları "mahalle baskısına" Türk ve dünya basınının gösterdiği ilgisizlikten yakınmıştı bana. Türkiye, İsrail'in içindeki alt kimlikleri çalışarak bunlardan kalıcı bir barışa destek veren kesimlere destek olmalı, bu kesimlerin sesinin İsrail iç siyasetinde daha gür çıkması için devreye girmeli, bu sesin Türkiye ve dünyada da duyulabilmesi için yardımcı olmalıydı. Anti-Siyonist oldukları için İsrail devletinin varlığına karşı çıkan bir grup Naturei Karta hahamının Türkiye bayrağı sallayan fotoğrafları anti-Semitizmin yükselmesi ihtimaline engel olması açısından önemlidir, evet, ama İsrail-Filistin barışına inanan bir kuşağın yetişmesi için daha akılcı hamlelere ihtiyaç var.