ABD, Rusya ve Nabucco

| Ömer Taşpınar 2

"Bu proje sayesinde Türkiye AB nezdinde ciddi bir stratejik avantaj yakalamış oluyor." Nabucco projesinin Türkiye açısından önemini vurgulayan bu sözler ABD Dışişleri Bakanlığı'nda Enerji dosyasından sorumlu Büyükelçi Richard Morningstar'a ait. Ankara'da geçen hafta imzalanan hükümetlerarası anlaşma törenine katılan Morningstar, Washington'a döner dönmez ayağının tozuyla Brookings Enstitüsü'nde Rusya-Türkiye ilişkileri üzerine yapılan bir konferansta konuşmacıydı. Konuşmasında Türkiye'nin AB üyeliğine Obama yönetiminin verdiği desteği tekrar tekrar vurgulayan Morningstar, Ankara'nın Nabucco anlaşmasını imzalayarak son derece akıllıca bir hamle yaptığını, zira bu sayede AB'nin Türkiye ile üyelik görüşmelerinde enerji dosyasını açma konusunda büyük baskı altına girdiğini belirtti.

Washington'da genelde durgun geçen yaz dönemi ve bunaltan bir sıcak olmasına rağmen konu enerji ve Rusya-Türkiye ilişkileri olunca Amerikalı birçok uzman ve yetkili pür dikkat kesiliyor. Brookings'teki toplantıya bu nedenle yoğun ilgi vardı. Son yıllarda hem AB hem de ABD ile ilişkilerinde zor dönemler geçiren Türkiye'nin Rusya ile büyüyen ticaret hacmi ve iyi giden ikili ilişkileri Washington'da gözden kaçmıyor. Asıl merak konusu ise, gelişmekte olan bu Rusya-Türkiye ilişkisinin ticaret ve ekonomi dışında bir anlam taşıyıp taşımadığı. Buna şaşırmamak gerekiyor. Zira "Batı ile arası bozulan Ankara'nın başka stratejik alternatifleri var mıdır" sorusu sorulduğunda Washington'da akla ilk gelen ülke hep Rusya oluyor.

 

Bu nedenle Amerikan Dışişleri ve Savunma bakanlıkları, Türkiye'nin Kafkaslar ve Karadeniz politikalarını hep belirli bir tedirginlik içinde izliyor. Bunun açık bir örneği geçen yaz yaşandı. Gürcistan'ın Rusya tarafından işgal edilmesine Ankara'nın yeterince yüksek sesle tepki göstermemiş olması hayal kırıklığı yarattı. Washington'un Kafkaslar ve Karadeniz'de en son görmek istediği şey, Türkiye ile Rusya arasında işbirliğinin uzun dönemde Amerika'yı bölgeden dışlayacak bir "stratejik ortaklığa" dönüşmesi. Zaten tam da bu nedenle Washington açısından Nabucco projesi son 10 yıldır gittikçe gelişen Rusya-Türkiye ilişkilerini bir nebze olsun dizginleme boyutu da taşıyor.

ABD, Rusya ile kopmaz

Tabii ki bu arada Amerika'nın gözünden kaçmayan başka bir unsur da, Türkiye'deki AB düşmanı iç dinamikler. Son yıllarda Ergenekon çerçevesinde örgütlenen ulusalcı ve Avrasyacı bazı eğilimler de dikkate alındığında Nabucco gibi bir projenin Türkiye'yi Batı'ya bağlama boyutu Washington için daha da önem kazanıyor.

Bütün bunlara rağmen ABD Rusya ile köprüleri atmak istemiyor. Hatta Obama yönetimi tıpkı Türkiye konusunda olduğu gibi Rusya'yı da tekrar kazanmak ve yanına çekmek istiyor. Nitekim Morningstar konuşmasında Nabucco projesinin Rusya'ya karşı tasarlanmadığının altını özellikle çizdi. Nabucco boru hattı aslında gerçekten de ölçek olarak Rusya'ya alternatif yaratacak hacimde bir doğalgaz projesi değil. Proje tüm boyutlarıyla hayata geçtiğinde bile başta Almanya ve Fransa olmak üzere birçok Avrupa ülkesi Rusya'dan büyük miktarda doğalgaz almaya devam edecek. Bu nedenle Nabucco Avrupa açısından "çeşitlendirme" yoluyla tek kaynağa bağımlılığı belli ölçüde azaltmayı hedefliyor. Avrupa için bu çeşitlendirme hedefinin arkasında gayet anlaşılır kaygılar var. Zira Avrupa doğalgaz konusunda Rusya'ya güvenemiyor. Ne de olsa Moskova yakın geçmişte birçok kez enerji silahını kullanarak Avrupa'nın bir kısmını kışın ortasında titretti. Bu nedenle Avrupa için Rusya dışında doğalgaz kaynakları bulmak elzem hale geldi. Peki hangi ülkeler alternatif oluşturuyor? Tabii ki akla ilk gelenler Azerbaycan ve Türkmenistan. Nabucco için doğalgaz sağlayacak başka bir ülke ise Irak. Nabucco ile yakından ilgilenen ABD'nin "Kesinlikle hayır" dediği ülke ise İran. Umarız zaman içinde ABD'nin bu İran fobisi de sona erer. Zira Obama yönetimi için stratejik açıdan Rusya ve İran'ı aynı cepheye itmenin pek bir anlamı yok.