Türk-Rus mihveri mi?

| Şahin Alpay Alpay 1

Rusya Başbakanı Vladimir Putin'in 6 Ağustos'taki Ankara ziyaretiyle, Türk-Rus yakınlaşması yeni ve ileri bir aşamaya girdi.

Başbakan Erdoğan ve Putin enerji, ticaret ve diğer alanları kapsayan yirmi dolayında anlaşma imzaladılar. Ankara, Karadeniz'in Türk sahasının altından geçerek Rusya'dan Bulgaristan'a uzanan Güney Akım doğalgaz boru hattı projesine onay verdi. Buna karşılık Moskova da, İstanbul ve Çanakkale boğazlarının yükünü azaltacak, Samsun-Ceyhan boru hattına petrol sağlamayı yüklendi. Rusya ayrıca Türkiye'nin kurmak istediği nükleer enerji santrallarına destek verecek; Türk ihraç mallarına Rusya gümrüklerinde uygulanan kısıtlamalara son verecek.

Moskova, (Ukrayna'yı atlayacak) Güney Akım projesine; Ankara ise Orta Asya ve Hazar doğalgazını Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşıyacak, anlaşması geçen ay imzalanan, Nabucco projesine büyük önem veriyor. İki projenin birbirlerini nasıl etkileyeceği bilinmiyor. Putin, Samsun-Ceyhan'ın alternatifi olarak görülen Burgaz-Aleksandropolis (Dedeağaç) hattından vazgeçilmediğini belirttiği gibi, bir Rus yetkili de Samsun-Ceyhan hattının fizibilitesi hakkında tereddütler olduğunu söyledi. (Eurasia Daily Monitor, 7 Ağustos.)

Ankara'ya göre Güney Akım ile Nabucco birbirlerine rakip değil, tamamlayıcı. Kimi uzmanlara göre ise Güney Akım, Nabucco'nun ertelenmesi ya da tamamen gündemden çıkması sonucunu doğurabilir. Başkaları, tümüyle Rusya'ya bağımlı olmaktan kurtulmak isteyen AB'nin Nabucco'ya öncelik vermesinin kaçınılmaz olduğu kanısında. Dolayısıyla anlaşmalardan sonuçta kimin daha kazançlı çıkacağını ancak zaman gösterecek.

Anlaşmalardan şimdiden çıkarılabilecek yegane sonuç, ekonomik globalleşme ve karşılıklı bağımlılığın, Soğuk Savaş sonuna kadar tarihsel "düşman" iki ülkeyi birbirlerine ne denli yakınlaştırabildiği. Tamamlayıcı ekonomilere sahip iki ülke arasındaki ticari ilişkiler giderek büyümekte. Rusya, Türkiye'ye enerji, Türkiye mal ve hizmet sağlıyor. İki toplum arasındaki ilişkisi de yoğunlaşıyor. Gerek Türkiye'ye gelen turistler arasında, gerekse Türk erkeklerle evlenen yabancılar arasında en büyük paya sahip olan, Ruslar.

Türk-Rus yakınlaşması, AKP iktidarının yerli ve yabancı muarızlarına göre Türkiye'nin nasıl Batı'dan uzaklaştırılmakta olduğunun işareti. Rusya'nın, umutları kırılan Türkiye için AB'ye bir alternatif olduğu, bir Türk-Rus mihveri oluştuğu dahi iddia ediliyor. Bu iddialar hiçbir şekilde inandırıcı değil. Türkiye, 1952'den bu yana NATO üyesi olarak, 1995'ten bu yana AB ile kurduğu gümrük birliği ile Batı ittifakının bir parçasıdır. Rusya, Türkiye için iyi bir ticaret ortağıdır. Türk-Rus diyalogunun Karadeniz ve Kafkasya'da güvenlik ve istikrarın sağlanması açısından herkese yararı vardır. Ama Rusya Türkiye açısından AB'ye bir alternatif olamayacağı gibi, Türkiye bütün engellemelere rağmen AB'ye tam üyelik hedefinden vazgeçmeyecektir.

Türk-Rus yakınlaşmasının kaygı verici olan tarafı, pek üzerinde durulmayan yüzü. Anlaşmalar Türkiye'nin nükleer enerji macerasına geri Rus teknolojisiyle ve astarı yüzünden pahalıya patlayacak bir şekilde atılması tehlikesini getiriyor. AKP iktidarı nükleer santral ihalesini Habertürk medya grubunun sahibi Ciner Holding ve Rus ortağına vermeye kararlı görünüyor. Samsun-Ceyhan boru hattını inşa lisansını, ihale dahi açmadan, Sabah-ATV medya grubunun sahibi Çalık Holding'e verdi bile. AKP, enerji projeleriyle ödüllendirerek iki medya grubunun siyasi desteğini güven altına alma arayışında. Oysa Türkiye'de basın özgürlüğüne karşı en büyük tehdit, patronların ellerindeki medyayı medya dışı çıkarları için kullanmalarından kaynaklanıyor. AKP iktidarının en büyük günahlarından biri medyada mülkiyet temerküzünü engelleyecek, medya sahiplerinin kamu ihalelerine girmelerini engelleyecek yasalar çıkararak, medyanın bağımsızlığını güçlendirmek yerine, havuç-sopa politikası ile medyanın politik desteğini arkasına alma çabasında oluşu.