Şimdi Putin zamanı - ANALİZ

| Verda Özer 15466

Son yazımda Soğuk Savaş çığırtkanlığı yapanları bu sevdadan vazgeçmeye çağırmıştım. Hem ABD ve Rusya’nın ortak çıkarları yeniden bir Soğuk Savaş’a geçit vermeyeceği için.

Hem de Rusya ekonomik olarak küresel bir güç olmadığı, yani ABD’nin muadili olmadığı için. Ne var ki iş burada bitmiyor.

İki tarafın karşılıklı bağımlılığı asimetrik. Önceki yazımda, Batı’nın Rusya’ya ne kadar bağımlı olduğunu anlatmıştım. Elbette Rusya’nın da Batı’ya ihtiyacı var. Batı hem Rus gazının baş alıcısı, hem de Rus ihracatının %61’ini oluşturuyor. Amma velâkin Rusya’nın bağımlılığı, Batınınki kadar hayati değil. Zira Avrupa pazarının yerini rahatlıkla Çin pazarı alabilir. Zaten önümüzdeki ay Rusya ve Çin, Siberya gazını Çin’e taşıyacak devasa bir anlaşma imzalayacak. Kısacası Batı, Rusya için olmazsa olmaz değil.

Ne var ki tam tersi geçerli. Herşeyden önce, Batı için Rus gazının yerini alacak başka bir meta henüz keşfedilmedi. Bununla birlikte şu anki tüm sıcak krizlerde, Batı Putin’in eline bakıyor. Suriye’de rejimin kimyasal silah kullandığı iddialarına rağmen Obama’yı dize getiren de o. İran’la nükleer anlaşmayı kotaran da. Kırım’ı Batı’nın ortalığı velveleye vermesine rağmen ilhâk eden de o. Şimdi aynı şeyi Doğu Ukrayna’da yapan da. Üstüne üstlük, Kırım’ı 2008 Gürcistan kriziyle karşılaştırırsak, ortada büyük bir atak var: Gürcistan krizinde, Rusya güç kullanarak Batı’nın geçmemesi için yeni bir kırmızı çizgi çekmişti. Kırım’da ise, Batı’nın çektiği kırmızı çizgiyi güç bile kullanmadan çiğnedi geçti. Yani Soğuk Savaş sonrası Batı’nın kurduğu düzene meydan okudu. Ve kazandı.

Bugün Rus politikasının ABD’ye oranla çok daha küresel olduğunu söylemek, ancak Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek olur. Her ne kadar ekonomik olarak küresel bir güç olmasa da, bugün Rusya’nın küresel etkisi ABD’ye oranla daha fazla. Ve bugün ABD’nin küresel etkisi, Rusya olmadan çok kısıtlı. Gelecek ise daha bile parlak görünüyor Rusya için. Putin’in geçen perşembe bir programda “Novorossiya” kavramını ortaya atması da bu yüzden. Bu kavram, yani “Yeni Rusya”, 19. yüzyılda Rus Çarlığı kontrolündeki topraklar için kullanılıyordu. Malûm bunlar daha sonra 1920’lerde Ukrayna’ya geçmişti. Putin’in bunu telâffuz etmesi, “emperyal” emellerinin tezâhürü olarak algılanabilir. Kimilerine göre ise, “yayılmacı milliyetçilik” anlamına gelen “irredentizm”.

Soğuk savaş ve sonrasındaki 25 yılın kazananı, kuşkusuz Batı oldu. Berlin Duvarı’nı yıkıp, komünizmi tarihe gömerek. Bugün eski Doğu Bloku ülkeleri, Nato şemsiyesi altında. Ancak çarkın artık Rusya lehine dönmeye başladığı aşikâr. Karşısında ise, ne sıcak ne soğuk bir savaşa girmeye mecali kalmış bir Batı var.

Zaten Batılılar da Slavlar karşısındaki yenilgilerini kabullenmiş görünüyorlar. Zira bugünlerde “ABD nerede yanlış yaptı, Rusya’yı nasıl geri kazanırız” temalı yazılar pek bir revaçta. Öne çıkan argüman ise şu: “Nasıl 2. Dünya Savaşı sonrasında Almanya ve Japonya Batı sistemine entegre edildiyse, Rusya da Soğuk Savaş sonrasında entegre edilmeliydi. En azından bundan sonra edilmeli.”

Ne var ki şunu unutuyorlar: Bugün Rusya’nın tuzu kuru. Daha kötüsü, bir korkusu yok. Daha da kötüsü, korkması için bir sebep de yok. Hadi et bakalım entegre edebilirsen.