"Küresel mali kriz para basarak çözülmez, yapısal reform zorunlu"

55

Rusya’da düzenlenen G-20 ülkeleri Maliye Bakanları toplantısına katılmak üzere Moskova’da bulunan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Avrupa ülkelerinde yaşanan borç krizinin merkez bankalarında para basarak çözülmeye çalışıldığını, kısmi rahatlama olsa da yapısal reformlar olmadan sorunun atlatılamayacağını söyledi.

G-20 toplantıları çerçevesinde dünya ekonomik politikalarının ele alındığını vurgulayan Başbakan Yardımcısı, “Her ne kadar dünya finans sektöründe nisbi bir sakinlik varsa da, eğer doğru adımlar atılmazsa ve önlemler alınmazsa bu sakinliğin kalıcı olmayacağını her kes biliyor. Dünya ülkelerinin merkez bankalarını para basarak piyasaya sürmesiyle ilgili bir durum, sükunet söz konusu. Ama asıl sorununun kaynağına indiğinizde ciddi yapısal sorunlar var, banka ve finans kurumlarıyla ilgili ciddi sıkıntılar var. Dolayısıyla sorunlara köklü çözüm üretilebilmiş değil. Önümüzdeki dönemde bu sakin dönemi en iyi şekilde kullanıp pek çok ülkede yapısal reformları gerçekleştirmek gerekiyor. Maliye politikalarıyla ilgili, bütçe açığı olsun, kamu boşluğu olsun, pek çok ülkenin ne yapacağıyla ilgili net bir şeylerin yapması gerekiyor. Bunu da orta vadeli bir perspektifle yapması gerekiyor. Yine merkez bankalarının bu olağanüstü miktarda bastıkları bu paraları piyasadan nasıl ve hangi zaman dilimi içinde geri çekeceklerini planlarını ortaya koyması gerekiyor.” uyarısında bulundu.

Türkiye IMF’de hissesini yüzde 1’in üzerine çıkarmak istiyor

Bunun yanında bankacılık sektörünün regülasyonu, küresel ölçekte denetleme ve rekabet konularının ele alındığını kaydedene Babacan, Uluslar Arası Para Fonu ve Dünya Bankası gibi kuruluşların yönetim yapısıyla ilgili değişikliklerin de tartışıldığını söyledi. Gelişmekte olan ülkelerin hisseleri artarken, gelişmiş ülkelerin hisselerinin azaldığına değinen Babacan, “Son 4 yılda Türkiye’nin bu kuruluşlarda 2 tur hissesi arttı, binden 5 civarından yüzde 1’e yükseldi, iki katına çıkmış oldu. Fakat bunu da yeterli görmüyoruz. Şimdi bunun üçüncü turunu başlatmak istiyoruz, bu turda rakamları yükseltmeye çalışacağız. Şunu gördük, iki turda gelişmiş olan ülkelerde itiraz hakkı azdı, belki gerçeği kabul etmiş oluyorlar. Fakat bu üçüncü turda kendileri iç sıkıntılar çekmeye başladı. Parlamentolarına bunu anlatmayı güçlük çekmeyi başladılar. İki defa parlamentolarına giderek, ‘hissemiz azalıyor, çünkü dünyadaki önemimiz azalıyor’ diye izah etmek zorunda kaldılar. Bu durumda 3. turla ilgili bazı ülkeleri isteksiz görüyoruz. Bunlar da G-20’nin gündeminde. Bunları yapabilmek için üye ülkelerin toplam yüzde 85 oyuna ihtiyaç var.” bilgisini verdi.

IMF’ye 5 milyar dolar borç sözü verdik

Türkiye’nin IMF’de hisselerinin artması ile 5 milyar dolar borç verilmesi yönünde bir bağlantı olmadığına değinen Babacan, “Biz onla bağlantı kurmadık, bazı gelişmekte olan ülkeler bağlantı kurdu: bizim hissemizi artırın biz de size destek verelim. Biz öyle bağlantı kurmadık. Çünkü küresel kriz döneminde öyle fazla şartlar ortaya koymak işi yokuşa götürür. Eğer bu gemide hep beraber gidiyorsak her zaman dikkat etmemiz lazım, yapıcı davranmamız lazım. 5 milyarla ilgili teknik detaylar halen devam ediyor. IMF’in kendisinin 400 milyar dolarlık imkanları var. Fakat işlerin kötüye gittiği senaryoda en az 400-500 milyar dolar daha gerekecek. Bizim bu verdiğimiz söz eldeki 400 milyar yetersiz kalıp bir 400 milyar gerekirse oransal olarak biz ona katkı vereceğiz. Örneğin, 500 milyarlık ihtiyaç varsa biz de 5 milyar söz verdiysek bunun ilk 100 milyarı gerektiğinde bizden 1 milyarını isteyecekler. 200 milyarına geldiğinde ikinci milyarı isteyecekler. Bu bir defada verilecek rakam da değil. Belki çok iyi bir senaryoda buna ihtiyaç da kalmayabilir. Dolayısıyla biz ihtiyaç olması halinde böyle bir desteği vermek konusunda söz verdik. Ama teknik çalışmalar bitmiş değil.” açıklamasında bulundu.

Popülist politikalarla bir yere varılmaz

Türkiye’de kamu özel ortaklarıyla önemli açılımlar sağlandığına değinen Babacan, “Kamu borçlusu oluşturmadan, devletin bütçesine yük olmadan nasıl altyapı yatırımları yapılır, bunları ortaya koyduk. Ve birçok ülke tarafından takip ve takdir ediliyor. Gündem bunlar. Bir miktar kurlarla ilgili görüşmeler de olabilir, ama orada çok tartışacak konu görmüyorum. Ülkeler kendi iç reformlarına düzenek koyduktan sonra pek çok iş yoluna gelecek. Suni adım ve uygulamalarla bir neticeye varılamaz. Her ülkenin iç siyaseti var. Burada popülizm rüzgarlarına dikkat etmek lazım, bunlardan uzak durmak lazım. Popülizm sıkıntılar oluşturur, gerçekçi olmak lazım, doğru politikalar yapmak lazım. Ne aldatacağız ne de aldanmayacağız. Açık, şeffaf olacağız. Güven böyle oluyor. Türkiye’de ortaya koyduğumuz başarılardan dolayı bizlerin gelip bunları anlatmamızı istiyorlar. Moskova toplantısı örneğin. Türkiye’nin tavfiyelerini dinlemek istiyorlar. Moskova toplantısında da verdiğimiz ana mesaj da güven. Güvenin üzerine inşa edilen politikalar işi kolaylaştırıyor, ama güven sağlanmazsa işler çok zorlaşıyor.” tespitinde bulundu.

Kredi derecelendirme kuruluşlarının oligo-polik yapısı değişmeli

Uluslar arası derecelendirme kuruluşlarının reytinglerinin tartışma konusu olduğuna değinen Babacan, “Özellikle kriz döneminde oluşan oligopolik yapıyı mutlaka değiştirmek lazım. Bu kuruluşların daha iyi bir hizmet, daha iyi bir çalışma kalitesi ortaya koymasıyla ilgili daha bir rekabet hissetmesi gerekir kendilerinin. Doğru bir yapı değil. Hatta bazı ülkelerde davalar açıldı. Çünkü kriz döneminde varlıklar birden bire değerini yitirdi. Somut adımlar atılması lazım. Bununla ilgili FSP dediğimiz finansal istikrar kurulu kapsamında çalışılıyor.” bilgisini verdi.

Türkiye’nin krize yönelik hazır planları var

Önümüzdeki dönemde kriz beklentisi ilgili soruya yanıt veren Babacan şu şekilde konuştu: “Geçen yılla kıyaslamada bu yıl daha sakin bir dönem. Risklerin de bir miktar azaldığı bir dönem yaşıyoruz. Bunun sebebi de merkez bankalarının çok yüksek miktarda parayı basıp ne devletlerin iflasına ne de finansal kuruluşların iflasına izin vermemesi. Kim iflas noktasına gelirse, parayı basıp veriyorlar. Ne zaman ödeyeceği de belli değil. Yeterki sen batma ve başımıza bir problem çıkarma. Örneğin Yunanistan’a yaptılar. Portekiz, İspanya ve İrlanda da aynı şekilde. Bu bankalar için geçerli. Dolayısıyla böyle bir ortamdayız. Ama köklü çözümler üretilmediği sürece bu para basmanın sonu yok. Çok basılan para günün birinde değerini kaybeder. Hem para bas hem değerini koru, böyle bir şey yok. Ama madem böyle bir fırsat var şimdi bunu iyi kullanmamız lazım. Bu rahatlama dönemi sonuna kadar devam etmez. Genel bir programları ortaya konmaları lazım. Biz Türkiye olarak her türlü senaryoya hazır olmak istiyoruz. Karşımıza çıkan tablodan dolayı şaşırmamak için. Böyle bir şey olduğunda elimizdeki hazır olan planları devreye sokabiliriz.”

Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) diyalog ortağı olduğunu, hukuki prosedürün tamamlanmak üzere olduğunu ifade eden Babacan, “Bu da Rusya ile ilişkilerimizin bir yeni boyutu olacak. ŞİÖ’ye 6 üyesi var, bir de gözlemci üye ve diyalog ortakları var. Diyalog ortağı en dışarıdaki halka oluyor. Biz de bu halkaya resmen girmiş oluyoruz. Zaman içinde tam ortasına gitme hedefi de söz konusu olabilir. Engel olunacağını açıkçası düşünmüyorum, Ruslar özellikle çok arzu edecektir. Ama kararı sadece Ruslar vermiyor. Başta Çin olmak üzere başka ülkeler de var. Yalnız şuna dikkat etmek gerekiyor: ŞİÖ’i başka bir uluslar arası kuruluşa alternatif olarak görmüyoruz.” hatırlatmasında bulundu.

Şanghay’a girmekle başka süreçlerin çıkılmayacağını vurgulayan Başbakan Yardımcısı, “Biz buraya girdik diye başka süreçlerden çıktık diye bir şey yok. Ya da başka süreçlerdeyiz ve ŞİÖ’den çıkacağız diye bir şey yok. Hem Avrupa, hem Asya, hem Afrika ile ilişkileri iyi olan ülkeyiz, hem Akdeniz, hem Karadeniz ülkesiyiz ve hem de Hazar Denizi havzasında olan bir ülkeyiz. Hem Balkanlardayız, hem Kafkaslardayız, hem Orta Asya ile çok yakın ilişkilerimiz var. Bu bağlamda Türkiye’nin birçok uluslar arası örgütte var olması önemli. Güneydoğu Asya ülkelerini bünyesinde bulunduran ASEAN’da diyalog ortağı olduk. Bu bizi AB üyeliği sürecinden geri koyacak bir gelişme değil.” dedi.

NATO’nun Rusya’yı dışlama tavrını eleştirdik

Türkiye’nin NATO üyesi olması açıcısından ŞİÖ ile ilişkilerde bir problem görmediğini vurgulayan Babacan şöyle devam etti: “Biz diyalog ortağı olacağız. Daha sonra gözlemci üye ve tam üye aşaması var. Yıllarca gelişecek bir konu. NATO üyesi diye ŞİÖ’de olamayız diye genel bir kural yok. Mesela Rusya enteresan bir şekilde tüm NATO zirvelerine katılıyor. Ama Rusya ŞİÖ üyesi diye NATO zirvelerine katılmıyor diye bir durum yok. Rusya’nın NATO ile böyle bir diyalogda bulunması ve aynı masada oturması her kes tarafından faydalı bulunmuştur. 2008’de Gürcistan savaşı sırasında NATO kendini hafif bir kapattı ve Rusya-NATO Konseyi toplanmadı. Rusya’ya hafif mesaj vermeye çalıştılar. Biz bunun yanlış olduğunu söyledik. Tam tersi böyle sıkıntılar dönemlerde toplanmak ve oturup konuşmak lazım. Sadece silah kullanarak hiç bir sorunu çözemezsiniz. Masada oturup barış sağlıyorsunuz. Biz NATO ülkelerinin o tavrını eleştirdik.” Rusya ile kendi para birimleri üzerinden ticaret konusunda soruları cevaplayan Babacan, “Hem Rusya hem de Çin’le ilgili anlaşmalar yaptık. En son Pakistan’la böyle bir anlaşma imzaladık. Doğal bir şey, eğer ülkeler arasında güzel ticaret varsa doğal gelişme. Uygulama noktasında belki biraz süre gerekebilir, ama çerçeveyi oluşturduk. Tabii birden bire farklı sonuçları beklememiz söz konusu değil. Basit bir işlemler, her iki merkez bankası karşılıklı hesap açacak ve para transferi olacak. Tabi Rusya ve Çin’le ticaret açığımız var. Dengeli ticaret olursa belki oradaki hesaplar üzerinden bu mümkün. Ama ticaret açığımız çoksa açıkta kalanları uluslar arası para birimleriyle ödememiz lazım. Tabi bunlar alternatif kapılar, mümkün olduğunca sayısını artırmakta fayda var.” dedi.

Suriye krizi ekonomimizi etkilemiyor

Suriye sorununun ekonomi üzerinde etkisinin çok sınırlı olduğuna da değinen Babacan, “Yok derecede az. Tabii Suriyelileri misafir ettiğimiz harcamalarımız var, ama bunlar genel bütçeden sağlanan. Bizim bu yılki bütçemiz 404 milyar TL. Bunlar bizi etkilemeyecek harcamalar. Ama Suriye konusunda çok akılcı bir politika izliyoruz. Bu Türkiye ve Suriye arasında ikili bir sorun değil. Bu insanlık açısından baktığınızda küresel bir konu. BM’nin el atması gereken bir konu. Orada siviller ölüyor, 60 binin üzerinde sivil öldü şu ana kadar. 2,5 milyon kişi ülke içinde yer değiştirdi. Nerdeyse 1 milyon kişi Suriye’nin dışına kaçmak zorunda kaldı. Bizdeki kamplardaki sayı 160 bine ulaştı. Kampların dışında Türkiye’ye 100 bine yakın Suriyeli geldi. Güvenlik açısından bölgenin ciddi bir sorunu. Biz ne yaptıysak uluslar arası hukuk çerçevesinde yaptık. Dost ve müttefiklerimizle beraber hareket ettik. Biz bunu Türkiye-Suriye ikili sorunu haline getirmedik hiç bir zaman. Rusya Suriye konusunda Türkiye’den farklı bir politika izledi. Ama Suriye konusundaki görüş ayrılık ve farklı duruşumuzu ikili ilişkilere yansıtmamak için çok çaba içinde olduk. Rusya özellikle çok çaba içinde oldu. Suriye konusunda Türkiye ile ilgili çok ihtiyatla konuştular. Suriye sorunu ikili ilişkiler üzerinde çok sınırlı etkisi oldu. Ticaretimiz devam ediyor, Sayın Putin daha yeni Türkiye’deydi. Başbakanımızla verimli görüşmeler yaptı. Rusya’nın Suriye ile ilgili kendine göre nedenleri var. Bizim bakışımız burada prensip meselesi. Orada siviller ölüyor ve uluslar arası toplum akan kanın durması için daha aktif şekilde hareket etmeli. Duruşumuz bu ve bunda ısrarcıyız.” ifadelerini kullandı.

Bölücü terörün kaçırılan fırsatlar açısından maliyeti çok yüksek

Bölücü terörle mücadelenin maliyeti ile ilgili bir soruya cevap veren Babacan şu tespitlerde bulundu: “Öncelikle bizim fiili savunmayla ilgili giderlerimiz var. İçişleri Bakanlığı, Genelkurmay, Jandarma ve başka savunma giderleri. Bunlar direkt giderler. Belki hesap edebilirsiniz. Ama en önemli maliyeti fırsat maliyeti. Fırsatları kaçırmış oluyoruz. Hele hele Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde büyük fırsatlar kaçırılıyor. Gaziantep’te gelinen bir duruma bakınız. Bir de Diyarbakır ve Şırnak’ın durumuna bakınız. Bunlar yaklaşık 200 kilometre yakınlığındaki iller. Gaziantep’te 5 sanayi bölgesi ful dolmuş. Altıncı sanayi bölgesinin altyapısı daha hazırlanmadan şimdiden alanlar tahsis edilmiş. Çalıştıracak işçi bulamıyoruz diyorlar. Geçen yıl Türkiye’den en çok ihracatını artıran il Gaziantep. Şimdi bu da Güneydoğu Anadolu bölgemizin bir ili. Bu nedir? Orada güzel bir birlik ve beraberlik var. İstikrar var. Gaziantep kendi iç huzurunu kendi gayretiyle sağlayabilmiş. Ama bir Diyarbakır’a, Şırnak’a ve Batman’a bakıyoruz, çok farklı. Şimdi burada fırsat maliyetleri. Bu istihdam fırsatını kaçırmışlar. Bunun maliyeti de çok çok yüksek. Bu bölgelerimiz çok geride kaldılar. Terör örgütü orada sürekli sorun çıkartıyor. Altyapı çalışmalarını engellemeye çalışıyorlar. Yüksekova’ya havalimanı yapmaya çalışıyoruz, defalarca terör örgütü o havalimanının inşaatını engellemeye çalışıyor. Müteahhitleri tehdit ediyorlar, iş makinelerini yakıyorlar. Güvenliğin olmaması, terör örgütünün kalkınmayı engellemesi olumsuz etkiliyor. Orası çok farklı bölgeler olabilirdi. Dolayısıyla nasıl hesap ettiğinize bağlı, milyarlar zarar. Hedefimiz bu kaçırılan fırsatı yakalamak. Ama tabi herkesin gayret içinde olması lazım. Başbakanımızın deyimiyle her kesin elini taşın altına sokması lazım. Sadece hükümetin tek yanlı gayretiyle olmaz. Halkımızın sahip çıkması lazım. Özellikle bölge halkının destek vermesi lazım. Tabii işin öbür taraflarında adına BDP deyin örgüt deyin ne diyorsanız deyin orada da iradenin somut bir şekilde ortaya koyulması lazım.”