Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Zaman-Kommersant eki için özel makale yazdı

2

Dostluk ruhuna geri dönüşün  örneği

Türk-Rus ilişkileri her şeyden evvel asırlık komşuluk hukukuna dayanmaktadır. İkili münasebetlerimiz tarih boyunca farklı aşamalardan geçmiştir. Devletler arasında zaman zaman olduğu gibi, Türk-Rus ilişkileri de şüphesiz rekabet ve çatışmanın hakim olduğu dönemlere şahitlik etmiştir. Ancak, Türkler ve Ruslar her zaman müşterek bir coğrafyayı paylaştıkları ve bu coğrafi ortaklığın işbirliğini gerektirdiği bilinciyle hareket etmişlerdir.

Aziz Atatürk'ün önderliğinde yürütülen milli mücadele yıllarında Sovyetler Birliği hükümetinin Kurtuluş Savaş’ımıza verdiği destek iki ülke arasında gayet olumlu ve verimli işbirliği bağlarının temellerini atmış; ancak, iki dünya savaşı arası dönemde kurulan bu dostane ilişkiler, İkinci Dünya Savaşı sonrası küresel düzenin dinamikleri nedeniyle soğumuştur.

Türkiye'nin çok yönlü dış politika anlayışı benimsemeye başladığı 1960'lı yılların başından itibaren yeniden dostane komşuluk ilişkileri tesis edilmiş, Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte, 1991 yılından başlayarak Türk-Rus ilişkileri yeni bir döneme girmiştir. 1990'lı yıllarda ilişkilerimizin ekonomik ve ticari yönü öne çıkarken, özellikle 2000'li yıllarla beraber siyasi münasebetlerimizde de niteliksel bir dönüşüm kaydedilmiştir.

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı  değerli dostum Sayın Dmitri Medvedev'in 11-12 Mayıs 2010 tarihlerinde ülkemize yapacağı resmi ziyaret, Türk-Rus ilişkilerinde son yıllarda gözlenen bu dönüşümün ileri bir halkasını teşkil edecektir.

Ziyaretin iki ülke arasında 3 Haziran 1920'de kurulan diplomatik ilişkilerin 90. yıldönümünde gerçekleşecek olması da ayrı bir anlam ve önem taşımaktadır. Bu noktada, Türk-Rus ilişkileri tarihinin başladığı döneme atıf yapmadan geçemeyeceğim. Osmanlı Padişahı II. Beyazıt nezdinde Çar III. İvan tarafından Kırım Tatar Hanı vasıtasıyla gönderilen ilk Rus Büyükelçisi Pleşeev'e Çar tarafından verilen talimat Türkiye ile siyasi ilişkilerin geliştirilmesiydi. Padişah'ın arzusu ise Rusya ile daha ziyade ticari ilişkilerin ileriye taşınmasıydı. Bugün, her iki ülkenin liderleri 500 yıl kadar önce yaşamış olan her iki hükümdarın karşılıklı arzularını müşterek çabalarıyla yerine getirmiş bulunuyorlar. Türkiye ve Rusya'nın ilişkilerimize ve işbirliğimize daha fazla zenginlik ve derinlik kazandırma yönündeki irade ve kararlılığı da geleceğe güven ve ümitle bakmamıza imkân tanımaktadır.

Bu itibarla, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Medvedev'in 11-12 Mayıs 2010 tarihlerinde ülkemize yapacağı resmi ziyaret, şüphesiz, tarihte yaşanan fırtınalı devrelerden sonra başlangıçtaki dostluk ruhuna geri dönüşümüzün yeni ve güçlü bir örneğini ve tarihî bir dönemeci teşkil edecektir.

Rusya'yla ilişkilerimizin siyasi boyutuna ilişkin tespit ve görüşlerimi belirtmeden evvel, ekonomik işbirliğimiz bağlamında Türk ve Rus birçok yetkili tarafından farklı vesilelerle dile getirilen birkaç rakamı hatırlatmakta fayda görüyorum. 2008 yılında Rusya, 38 milyar dolarlık ticaret hacmiyle en büyük ortağımız olmuştur. Bu rakam 2009 yılında küresel ekonomik krizin etkisiyle 23 milyar dolara inmiş olmakla beraber, iki ülkenin başbakanları Türk-Rus ekonomik-ticari ilişkilerinin geleceğine olan güvenlerinin bir göstergesi olacak şekilde beş yıl içinde ticaret hacmini 100 milyar dolara yükseltme hedefini ortaya koymuşlardır. Karşılıklı doğrudan yatırımlar 10 milyar doları aşmıştır. Türk müteahhitlerinin Rusya'da üstlendikleri işlerin tutarı 31 milyar doları bulmuştur. Küresel ekonomik krizin sürdüğü 2009 yılında dahi üç milyona yakın Rus turist ülkemizi ziyaret etmiştir. Enerji alanındaki işbirliğimiz ve gündemdeki yeni projeler Türk-Rus ilişkilerine stratejik bir boyut kazandırmaktadır. Sonuç itibarıyla, ekonomik ve ticari mülahazalar esas alındığında Rusya'nın ülkemiz için çok önemli bir ortak olduğunu vurgulamak gerekir. Rus tarafının Türkiye'yi benzer şekilde değerlendirdiğini, ayrıca, siyasi ilişkilerimizde kat edilen yeni aşamaların önemli bir nedeninin ekonomik-ticari alanlardaki yoğun işbirliğimiz olduğu söylenebilir.

Siyasi ilişkilere gelince şu hususları  öncelikle belirtmek gerekiyor: Rusya ile ilişkilerimizde karşılıklı güven ortamının daha da güçlendirilmesi, işbirliğinin geliştirilmesi, şeffaf ve samimi bir diyaloğun birçok boyutta sürdürülmesi önem arz etmektedir. En üst düzeydeki temaslar bu hedefimize ulaşmak için büyük katkı yapmaktadır. Rusya'yla siyasi ilişkilerimizdeki olumlu hava, başta ticaret ve ekonomi olmak üzere, diğer alanlardaki ilişkilerimizi de olumlu yönde etkilemektedir ve siyasi iradenin müdahalesi teknik birtakım sorunların çözümünde yapıcı rol oynamaktadır.

Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında son dönemde gerçekleşen üst düzey ziyaretlerde ortaya koyduğumuz bazı önemli hususların altını çizmek istiyorum.

Şubat 2009'da Rusya Federasyonu'na gerçekleştirdiğim ziyaret sırasında RF Devlet Başkanı Medvedev'le birlikte imzaladığımız Ortak Deklarasyon'la, eski RF Devlet Başkanı Putin'in Aralık 2004'te Türkiye'yi ziyareti sırasında imzalanan Ortak Deklarasyon'da yer alan “çok boyutlu güçlendirilmiş ortaklık” hedefine ulaşıldığı teyit edilmiş, yeni Deklarasyon'un başlığında da belirtildiği üzere “ilişkilerin yeni bir aşamaya doğru ilerlemesi ve dostluğun ve çok boyutlu ortaklığın daha da derinleştirilmesi” hususunda varılan mutabakat vurgulanarak, önümüzdeki dönem için ilişkilerimizin bir nevi yol haritası belirlenmiştir.

Bu itibarla, geçtiğimiz son bir yıl içinde karşılıklı olarak yapılan başbakan düzeyindeki üç ziyaret, ilişkilerimizin geliştirilmesine büyük katkıda bulunmuştur. Bu ziyaretler sırasında Türkiye ile Rusya Federasyonu arasındaki ilişkilerin daha da derinleştirilmesi amacıyla iki ülke arasında Üst Düzey İşbirliği Konseyi (ÜDİK) ismiyle hükümetlerarası bir mekanizmanın kurulması kararlaştırılmıştır.

Anılan Konsey'in ilk toplantısının RF Devlet Başkanı Sayın Medvedev'in 11-12 Mayıs günleri ülkemize gerçekleştireceği resmi ziyaret çerçevesinde Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Başkanı Medvedev'in eşbaşkanlıklarında, ilgili tüm Türk ve Rus bakanların katılımlarıyla düzenlenmesi planlanmaktadır.

Hükümetlerarası bir mekanizma işlevi görecek anılan Konsey'in iki ülke arasında yeni proje ve ortaklıklar için zemin teşkil etmesi ve ikili ilişkilere daha zengin ve içerikli boyutlar kazandırması, kapsamlı stratejik işbirliğine temel oluşturması beklenmektedir.

Söz konusu Konsey kapsamında, iki ülke sivil toplum kuruluşlarını yakınlaştırmak ve işbirliği yapmalarını sağlamak amacıyla Türk ve Rus akademisyenler, araştırmacılar, işadamları, iki ülkeyi ilgilendiren alanlarda çalışmalar yapan şahsiyetlerin ve sanatçıların katılımlarıyla bir Toplumsal Forum'un tesisi konusunda da taraflar mutabık kalmıştır.

Toplumsal Forum'un Türk ve Rus kamuoylarının birbirlerini daha iyi algılamalarına katkıda bulunacağı, bu durumun devletlerarası ilişkilere de olumlu yansımaları olacağı düşünülmektedir. Türk-Rus Toplumsal Forumu'nun Devlet Başkanı Sayın Medvedev'in ülkemizi ziyaretini ve Üst Düzey İşbirliği Konseyi'nin kuruluşunun ilan edilmesini takiben faaliyete geçmesi öngörülmektedir. Devlet Başkanı değerli dostum Medvedev'in Türkiye'ye gerçekleştireceği tarihî ziyaretin ikili ilişkilerimizin tüm boyutlarıyla değerlendirilmesine, yeni işbirliği imkânlarının hayata geçirilmesine, aynı zamanda uluslararası camianın geleceğini ilgilendiren uluslararası ve bölgesel gelişmelere ilişkin mevcut samimi diyalog ve istişarelerimizin güçlendirilmesine hizmet edeceğine samimiyetle inanıyorum.

Abdullah Gül, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı