Sana aynaya bakar gibi bakıyorum

0

Her zaman komşu ülkelerin ortak yönleri çoktur. Onların dostluk veya düşmanlık yapması önemli değil. Zamanla onlarda benzer anlayış, ortak mutfak, folklor, giysi, örf ve adetler ortaya çıkıyor. Rusya ve Türkiye bu anlamda sadece komşu değil. Onlar adeta ikiz gibi, birbirinin aynadaki yansıması. Karadeniz’in ayırdığı bu iki ülke karşı uçlarda kendi Akdeniz sularıyla yıkanıyor. Rusya’nın Ak Denizi kuzeyinde, Türkiye’nin Akdeniz’i ise güneyinde bulunuyor.

Dünya sahnesine yaklaşık aynı zamanda çıkan her iki ülke insanlık tarihini muazzam şekilde etkileyen çok kültürlü, çok dinli imparatorlukların mirasına sahip. Her iki ülkenin ortak birikim ve değerleri var. Ve bu sadece Cengiz Han’ın imparatorluğu değil.

İstanbul’a giren Fatih Sultan Mehmet kendisini, fiiliyatta Bizans imparatorlarının yasal halefi olarak Kayser-i Rum (Roma padişahı, yani Roma imparatoru) ilan etti. Ve yaklaşık bu zaman diliminde de Moskova’nın büyük prensi 3. Vasili’nin sarayında “Moskova-Üçüncü Roma” fikri ortaya çıktı: “İki Roma çöktü, fakat üçüncüsü (yani Moskova) ayakta, dördüncü ise olmayacak.” Bir sonraki Moskova yöneticisi ve 3. Vasili’nin halefi, oğlu 4. İvan Groznı (Korkunç İvan) Çar (yani Sezar) ünvanını kabul etti. Zamanla her iki imparatorluğun yöneticileri dini kurumların başına da geçti: Osmanlı Sultanı Halife, Rus İmparatoru ise Rus Ortodoks Kilisesi Sinodu’nun Başkanı oldu.

İki “Roma imparatorluğu” beş asır içinde sadece savaşmadı (16 savaş yaşandı, bu savaşlarda kardeşçe zafer ve yenilgiyi paylaştılar), aynı zamanda işbirliği yaptı, anlaşma sağladı, ticaret yaptı. İç gelişmelerdeki benzerlikler de dikkate şayan. Türk-Müslüman ve Slav-Ortodoks topraklarıyla kaplanarak büyüyen her iki imparatorluk başka dinlere mensup yeni milletleri hevesle hizmete alıyordu. Bu insanların birçoğu baş döndürücü kariyerler yaptı. Böylece her iki ülkenin demografik oluşumu da yaklaşık özdeş oldu.

Ve her iki imparatorluk ne kadar karşı koalisyonlarda yer alarak birbiriye savaşsa da eşit zamanda çöktü. Fakat imparatorlukların son savaşlarının bitmesinin ardından da Rusya ve Türkiye birbirinin ilk müttefiki oldu.

Gerçi, SSCB olarak yeniden doğan Rusya imparatorluğu kendi varlığını 70 yıl daha sürdürdü. Fakat sonuçta Türkiye’nin 20.yüzyılın 20’li yıllarında bulunduğu noktaya geldi. Ve yaklaşık yüz yıl geçtikten sonra, Rusya da o sıralarda Türkiye’nin çözdüğü benzer meseleleri çözmeye çalışıyor.

Rusya, yeni sınırlar çerçevesinde kendi bilincine varma ve bir gecede Rus nüfusun azınlık durumuna düştüğü (bazen çok savunmasız), yeni komşu ülkeler ile zor ilişkiler kurmak zorunda kaldı (bu konu Türklere yabancı  değil). Bir zamanlar Rusya İmparatorluğu ve eski SSCB’nin içinde yer alan bu yeni ülkelerde tarihin yeniden yazılması, anıtların ve kültürün denetime tabi tutulması Rusya’da çok sancılı şekilde karşılandı. Tüm bunlar çoğu zaman tarihe karışan imparatorlukların manevi yaraları olarak algılanıyor. Ve bir zamanlar Türkler de bunları yaşadı. Şimdi ise Rusya yaşıyor.

Muhtemelen Ankara ve Moskova bu yüzden son zamanlarda bölgedeki bir çok duruma ve dünyada yaşanan gelişmelere ortak veya benzer yaklaşımlar ortaya koyuyor. Belki de bu her iki halkın dünya algılamasının hemen hemen aynı olmasından kaynaklanıyor.

SSCB’nin varolduğu geçen yüzyılın 60’lı yıllarında bir taraftan Stalin sonrası yumuşama dönemi başladı, diğer taraftan ise yeni gelenek oluşmaya başladı: İkinci Dünya Savaşı zaferinin yıl dönümlerinde ülke yöneticileri ödül dağıtırken, aydınlar arasında Rus genç öncü şairlerin şiirleri popüler hale geldi: “Vatan için biz neler yapmadık ki. Biri kafasını koydu, birisi konuşma yaptı.” “Saçayak” yazarı Orhan Veli Kanık’ın bu şiiri, Andrey Voznesenski’nin şiir yazma tarzına çok benziyordu ve çok günceldi (samimi olmak gerekirse bugün de güncel).

Rusya ve Türkiye gerçekten de ayna şeklinde birbirini yansıtıyor. Ve neler yaşandığını ve neyin yaşanabileceğini anlayabilmek için birbirine bakmak gerekiyor.

Rusya'nın “Kommersant”  gazetesi ve Türkiye'nin “Zaman” gazetesi de bunu yapmaya çalıştı.

Azer Mürseliyev, Kommersant Genel Yayın Yönetmeni