"Bugün bir savaşın eşiğine geldik"

722

Artık iyice anlaşılıyor ki Tayyip Erdoğan yönetimde olduğu sürece bu ülke huzur ve istikrar görmeyecek.

Şu nedenden ya da bu nedenden daima bir kriz yaşayacağız, daima bir tehlikenin tehdidi altında olacağız.

İçsavaş, savaş, darbe, faşist bir yönetim bazen tek tek bazen de birarada ortaya çıkabilecek.

Bugün bir savaşın eşiğine geldik.

Türkiye, sınırlarını “17 saniye” ihlal eden bir Rus uçağını vurup düşürdü.

Rus uçağı 17 saniye içinde bir buçuk kilometre kadar sınırların içine girip çıkmış.

Türk uçakları, Rus uçağını sınıra yaklaşırken onu on kez uyarmış ama Rus uçağı aldırmamış.

Rusya’nın şımarıkça ve aldırmazca davrandığı açık.

Ama hiçbir ülke karşısındakini açıkça “düşman” olarak değerlendirmedikçe ve savaşı göze almadıkça “17 saniyelik” bir ihlal için bir başka ülkenin uçağını düşürmez.

Dünyanın her yanında bu tür ihlallerle karşılaşıldığında, bu ihlali gerçekleştiren ülkeye “nota” verilir.

Peki neden Türkiye bu kadar büyük bir riski göze aldı?

Aslında bu soru gerçekçi bir soru değil.

Kararı veren Türkiye değil çünkü.

Bu büyük riski göze alan Erdoğan.

Neden böyle bir riski göze aldı peki?

Erdoğan’ın daha sonra, uçak düşürülmesinden büyük bir sevinç duyan “öğretmenlere” yaptığı konuşmasından anladığımız kadarıyla, “siz Bayırbucak Türkmenlerini vuruyorsunuz, orada IŞİD yok, ben de size Bayırbucak Türkmenlerini vurdurmayacağım” diyor.

O bölgede IŞİD yok ama söylenenlere göre Bayırbucak Türkmenlerinin yanısıra Al Nusra var, Ahrar-uş Şam var.

Putin de o örgütlerde “Rusya’dan giden” savaşçılar olduğunu söylüyor.

“Rusya’dan giden” savaşçılar da Türkiye’nin izniyle o bölgeye geçtiği kabul edilen Çeçen cihadçılar.

Türkiye Rus uçağını düşürdüğü anda Rusya “savaş ilan etme” imkanını ele geçirmiş oldu.

Savaş ilan eder mi?

Doğrusu şu anda bu çok mümkün gözükmüyor.

Bunun mümkün olmamasını Türkiye, her gün içerde küfredip durduğu “Batı’ya” borçlu.

NATO üyesi olmasaydı ciddi bir savaş tehlikesiyle karşılaşma olasılığı çok yükselirdi.

Türkiye NATO üyesi olduğu için Türkiye’ye saldırı NATO’ya saldırı anlamına geliyor, zaten Türkiye de Rus uçağını vurur vurmaz hemen NATO’ya koşup, NATO’nun şemsiyesi altına sığındı.

Ama Erdoğan’ın bir kararı, NATO’yu ve bunun beraberinde bütün dünyayı bir anda bir savaş tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı.

Biraz çaçaron hanımlar vardır kocalarıyla birlikte arabada giderken, etraflarındaki arabaların şoförlerine bağırır, hakaret eder ve kocalarını pek de istemediği bir kavgayla yüzyüze bırakır.

Şu anda biz biraz o “çaçaron hanım” pozisyonundayız, NATO’yu ve Batı’yı hiç istemediği bir savaş ihtimaliyle karşı karşıya getiriyoruz, görünürde mecburen bizi savunuyorlar ama içlerinden neler geçirdiklerini tahmin etmek zor değil.

Erdoğan sadece Türkiye için değil dünya için de bir tehlike haline geliyor.

Görüldüğü kadarıyla etrafında onu uyaracak sivil ya da asker hiçbir danışmanı yok.

Bu yüzden bu tehlikeler artarak sürecektir.

Bütün dünya Türkiye-Rusya gerginliğinden bahsediyor ama bana sorarsanız asıl sorun bunun bir Erdoğan-Putin gerginliği olması.

Bu iki adam da ülkelerinde “tek adam” durumunda ve milliyetçilik üzerinden oy devşiriyorlar.

Oraya buraya saldırdıkça Putin’in oyları artıyor.

Zaten o da tam bir “sert adam” algısı yaratmak üzere ayarlıyor bütün oyununu.

Rus uçağının düşmesi ve eğer söylenenler doğruysa pilotların ölmesi üzerine ülkesinde büyük bir kamuoyu baskısıyla karşı karşıya gelecek.

Mantıken bir savaş çıkmaması gerekiyor ama iş, çok mantıklı olmayan iki adamın “kim daha sert adam” dalaşmasına geldiğinde neyin ne olacağını kimse bilemez. Karadeniz üzerinde uçaklar çatışabilir, “karasularımızı geçtin” diye gemiler bombalanabilir.

Her şey mümkün bundan sonra.

Erdoğan “başkan” olmak için milliyetçi oyları mutlaka toplamak istiyor, dış politikadaki her hamle “başkanlık” için de önemli… Yaşadıklarımıza bu açıdan da bakın… Yetmiş milyon insanın hayatı “başkanlık” kumarında masaya pey olarak sürüklüyor.

Aynı şekilde Putin de kendi başkanlığının sürmesi için milliyetçi oylara muhtaç.

Durmuş oturmuş, sistemi, kuralı, yasası, hukuku olan iki ülke değil, hiçbir sistemi, kuralı, yasası olmayan iki otoriter rejim ve iki tek adam söz konusu… Bu da hepimizi her türlü tehlikeye açık hale getiriyor.

Bundan sonra çok uzun sürecek olan bu düşmanlığın ilk kurbanları turizmcilerle müteahhitler olacak herhalde.

Antalya Rus turistlerini kaybedecek.

Putin, bundan sonra Türkiye’ye gidecek her Rusu “casus” ya da “düşman” diye etiketleyecek evsafta bir adam…. Buraya kimseyi göndermeyecektir.

Bir daha Türk işadamlarına da Rusya’da iş vermeyecekler.

Suriye’deki dengeler de sanırım değişecek.

Fırat’ın “doğusunda” Amerika’nın desteğine sahip olan Kürtler, şimdi Fırat’ın “batısında” da herhalde Rusların desteğini alacaklar.

Türkiye’den Suriye’ye geçen her adamın ve her aracın bombalanması, Putin’in “IŞİD’in petrolünü satmakla” suçladığı Türkiye’ye ait her aracın Suriye’de vurulması büyük ihtimal.

Ayrıca, Türkiye-IŞİD ilişkilerine ait belgeler de şu günlerde ortaya çıkarsa hiç şaşmamak lazım.

Erdoğan’ın “içinde silah olsa ne olacak, olmazsa ne olacak” diyerek içinde silah olduğunu üstü örtülü bir şekilde kabul ettiği “iki bin TIR’ın” tümünün Bayırbucak Türkmenlerine gitmediğini herhalde yalnızca “valahi de billahi de Türkmenlere gitmiyordu” diyen bugünkü Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş bilmiyor, birçok devlet de biliyor.

Bu belgelerin ortaya saçılmasına hazır olmalıyız.

Daha önce de defalarca söylemeye çalıştım, Erdoğan ve AKP artık duramaz, hızı gittikçe artan bir bolero gibi bu ülkede şiddetin ve belanın ritmi sürekli yükselecektir.

Rusya’yla girdiğimiz çatışmadan dolayı çok sevinen, “nasıl da gününü gösterdik Rusya’ya” diyen epeyce insan var etrafta, “üç günde Şam’a gideceğimize” inanan grup şimdi de hem askeri hem ekonomik açıdan Türkiye’den kat be kat güçlü Rusya’yı “dize getireceğimiz” için sevinçli.

“Akşam çayını Moskova’da içeriz” havasındalar.

Onlara 93 savaşını biraz incelemelerini öneririm, bugünkü aklıevveller o zaman da vardı, aralarından “rüyamda gördüm Moskova’da namaz kılıyordum” diyenler bile çıktı… Savaşın sonunda Ruslar, Yeşilköy’e kadar geldiler... İstanbul’un burnunun dibine geldiğini söylemekten utandığımızdan olacak biz Rusların “Ayastefanos’a” geldiğini öğrettik tarih derslerinde.

Türkiye, Erdoğan’ın yönetiminde kötü bir belaya doğru sürükleniyor.

İçerde Kürt sorunu alev alev yanıyor, insanlar ölüyor, ülkenin yüzde sekizi açıkça IŞİD’i destekliyor, her yanda IŞİD hücreleri olduğu söyleniyor, Ankara katliamına bombacıları taşıyan adam ailesiyle birlikte Antep’te ev tutacak kadar rahat davranabiliyor, dışarda ise savaşın eşiğinde dolaşıyoruz, yarın ne olacağını kimse kestiremiyor.

Eğer muhalefet “demokrasi ve hukuk” çevresinde biraraya gelip, direnç gösteremezse bu dönem hepimiz için kötü bitecek.

“Şam’da namaz kılacağız”, “Ortadoğu’ya halife olacağız” derken ülke kan revan içinde paramparça olacak.