"Rusya devlet yapısına hakim olmadan, Ruslarla masaya oturmak..."

622

Rusya-Türkiye ilişkilerini yakından takip eden siyaset bilimci ve yazar Aydın Sezer, medyagunlugu.com sitesinde 'Şeytanın avukatı' başlıklı bir köşe yazısı kaleme aldı. Sezer, Rusya-Türkiye ilişkileriyle ilgili 'zor' soruları kendi sordu, kendi yanıtladı.

Soru: Masanın bir tarafında Putin, Dışişleri Bakanı Lavrov, Savunma bakanı Şoygu ve Başkanın Suriye özel temsilcisi Levrentiev, karşılarında Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Milli Savunma Bakanı Akar ve MİT başkanı Fidan. Kremlin tarafından paylaşılan bu fotoğrafı gördüğünüzde ne hissettiniz?

Cevap : Çok şaşırdım. Resmi kabullerdeki koltuk düzeninden ziyade çalışma masası etrafında görüşülüyor olması şaşırttı beni.

Soru: Neden şaşırdınız? İki ülke ilişkileri hiç olmadığı kadar iyi bir süreçte değil mi? Putin'in temsilcisi veya Rusya dışişleri bakanı Lavrov Türkiye'ye geldiğinde Külliye'de kabul edilmiyor mu?

Cevap: Elbette kabul ediliyorlar. Üstelik bu sadece Rusya'ya özgü bir durum değil. Devlet başkanlarının ya da cumhurbaşkanlarının ikili ilişkilerinde değer ve önem verdiği diğer ülkelerin alt düzeyli temsilcilerini kabul etmesi olağan. Teamül böyle. Ben, Putin'in müzakere yapıyor edasıyla masada olmasına ve bu görüntünün paylaşılmasına dikkat çekiyorum.

Soru: Sizce bir anlamı mı var bu görüntünün ya da bir mesaj mı veriliyor?

Cevap: Öncelikle sanki "dikte" veriliyor izlenimi edindim. Müzakere eşitler arasında yapılır. Taraflardan biri devlet başkanı.

Soru: Peki, diyelim ki endişelerinizde haklısınız. Sizce bu resmi nasıl okumalıyız?

Cevap: Öncelikle ifade etmeliyim ki Akar ve Fidan daha bir hafta önce de Moskova'daydı. Evet, Suriye ve İdlip belki Afrin hatta belki Fırat Kalkanı dahil bir dizi konu ele alınıyor olabilir. Ancak Akar ve Fidan'ın daha çok teknik detaylarda, yol haritası görüşebilecek düzeydeki temsilcilerimiz. Bu konularda siyasi bir mutabakatın var olduğu anlamına mı geliyor bu görüşmeler, emin değilim?

Soru: Sizce siyasi bir mutabakat yok mu?

Cevap: Putin, seçimlerden önce o meşhur uzaktan kumanda Akkuyu temel atma töreni için Ankara'daydı. Mütekabiliyet esasına göre Erdoğan'ın Rusya'ya gitmesi lazım. 24 Haziran seçimlerinden bu yana bu ziyaret gerçekleşmedi. Üstelik, Erdoğan sürekli olarak Putin'i İstanbul'da balıkçı restoranına davet ediyor. Uzaktan kumanda Akkuyu temeli attırmayı başardığımız Putin için İstanbul'a birkaç saatliğine bir balıkçı restoranına gelmesi hiç sorun olmaz, eğer ilişkiler limoni değilse.

Soru: İlişkiler limoni mi?

Cevap: Geçen yıl tam dokuz kez görüşen iki liderin yaklaşık 6 aydır görüşmüyor olması enteresan gelmiyor mu size?

Soru: Güney Afrika'da görüştüler ama...

Cevap: Evet ama onu saymıyorum. Süresi ve şekli açısından bakıldığında nezaket sınırlarındaki bir görüşmeydi o. Balıkçı daveti ve Rusya'nın et ürünlerine ithal izni verilmesi ricası vardı akıllarda kalan.

Soru: Peki sorunlar mı var sizce, neler oluyor?

Cevap: 24 Haziran seçimleri sürecinde Türkiye-ABD ilişkilerinde yaşanan bahar havası vardı. 2 yıldan beri atanmayan büyükelçi ataması, F-35'lerin teslim töreni ve Türk pilotların eğitimi, Halkbank kararının ertelenmesi, Münbiç uzlaşısı ve TSK'nın devriye gezmesi Hattı 5 Kasım'da İran'a uygulanacak yeni ABD yaptırımları listesinde doğal gaza yer verilmemiş olması. Üstelik bunu bizzat ABD Hazine bakan yardımcısının TOBB'da yaptığı sunumda açıkça dile getirmesi söz konusu. Tüm bu gelişmelerin, Türkiye-ABD yakınlaşmasının Rusya'yı endişelendirmediğini söyleyebilmek mümkün değil. Hem de Suriye'de son perdenin açılmak üzere olduğu bir dönemde.

Soru: ABD ile yaşanmakta olan rahip krizinde Rusya'nın açıkça bizi desteklemesini nasıl değerlendirmeliyiz?

Cevap: Rusya zaten yıllardır ABD yaptırımları altında. Resmi olarak Türkiye'nin yanında tavır almaları çok normal. Ama arka planda?

Soru: Arka planda ne oluyor?

Cevap: Her zaman olan şey. Rusya'nın milli çıkarlarına hizmet edecek en iyi sonuca oynuyor Rusya. Memnuniyetle izliyor. Filmin sonunu merak ediyor. Ama bu süreçte, boş durmuyor, Suriye'deki önceliklerini açık ve net bir şekilde gündeme getiriyor.

Soru: Yani?

Cevap: Israrcı oluyor, baskı yapıyor. Resmen havuç ve sopa politikası izliyor. Türkiye'nin içerisinde bulunduğu ekonomik sarsıntının farkında olduklarının da altını çizerek hatta vurgulayarak, bölgesel işbirliklerimiz(Suriye) sayesinde ekonomik ilişkilerimizi daha da geliştirebiliriz diyor.

Soru: Domates alırız demeyecekler herhalde?

Cevap: Domates konusuna verdiğimiz önem aslında Rus'larla yaptığımız müzakerelerde bizi ele veren bir başlık oldu. Türkler için dış politika müzakere masasında ele alınan konuların, kamuoyunda karşılığı olup olmasına bağlı olarak müzakere pozisyonu aldığımızı anladılar. S-400'lerde de böyle oldu maalesef. S-400'lerin iç politikadaki getirisi askeri getirisinden çok daha fazla oldu.

Soru: Rusya ile müzakerelerin tekniğinde yanlış yöntem izlendiğimizi mi düşünüyorsunuz?

Cevap: Evet, kesinlikle. Maalesef. SSCB ve Rusya heyetleriyle hemen her düzeyde, başbakan dahil, masanın ucunda da olsa oturan biri olarak bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Zaten Rus dış politikasının temel yaklaşımında "Eşitler arasında Rusya'nın daha eşit olduğu" bir anlayış vardır. Bunu da unutmamak lazım. Ama şurası kesin ki, Rus kültürüne, Rusya tarihine ve Rusya devlet yapısına hakim olmadan, Ruslarla masaya oturmak, Ayı ile dans etmeye benzer.

Soru: Karamsar bir tablo çizmiyor musunuz?

Cevap: İyimser tablolar yandaş medyada yeteri kadar yer alıyor. Birisinin de karamsar bir tablo çizmesi lazım, bence.

Soru: Geçtiğimiz hafta Ceyda Karan ile yaptığınız bir söyleşide, Türkiye'nin ABD ve Rusya arasında sıkıştığını belirttiniz. Aslında bu görüş sadece size özgü değil. Başka dile getirenler de var...

Cevap: Evet aklın yolu birdir. Dış politikayı iç politikanın temel bir unsuru gibi ele alarak bir hayli yol aldık. İktidar, iç politikada bunun meyvelerini topladı. Şimdi yolun sonuna geldik kanaatindeyim.

Soru: ABD ile bugün yaşanan kriz, bizi Rusya'ya daha da yaklaştırmayacak mı?

Cevap: Sanmam. Bence bırakın daha da yakınlaşmayı araya mesafe dahi konulabilir.

Kaynak