Rusya bile uyandı, TFF neyi bekliyor?

141

Trabzonspor ateşle oynuyor yazısının girişinde Karadeniz ekibinin mali batağının derinlerine girmeden önce, UEFA’nın Finansal Fair Play (FFP) kriterlerinin ana hatları belirtilmiş ve Türk kulüplerinin istisnasız ceza aldığı belirtilmişti.

Karadeniz’in kuzey doğusunda da durum Türkiye’den farklı değil. 2018 Dünya Kupası’nı düzenleyecek olan Rusya kulüpleri de tıpkı Türk muadilleri gibi seri şekilde UEFA mali kriterlerini karşılamadığından ötürü, hem de Türkiye’ye oranla çok daha ağır şartlarla defalarca cezalandırıldı.

Örneğin, 2014 sezonunda Zenit’e 12 milyon € ceza kesilirken, Şampiyonlar Ligi kadrosunda bulunduracağı futbolcu sayısı 22 ile sınırlandırılmıştı. Rubin Kazan ve Anzhi için aynı sınır 21’de tutulurken, sırasıyla 6 ve 2 milyon € da ceza verilmişti. Bu sezon da Lokomotiv Moskova ve Krasnodar’a sırasıyla 5 ve 4 milyon € ceza verilerek 22 oyuncu sınırı kondu. Bir başka Rus kulübü Rostov ise 200 bin € ile yırttı ama Dinamo Moskova kupalardan men cezası almaktan kurtulamadı. Anzhi, Alania Vladikavkaz ve Rotor Volgograd gibi köklü kulüplerin iflas bayrağı çektiği olgusu da cabası.

Genel tabloya bakıldığında Rus kulüpleri 2010-13 yılları arasında 476 milyon € genel zarar yazarak Avrupa genelinde 3. oldu. 2012 yılında transfere 320 milyon $, bir sonraki yıl % 33 azaltarak bu bedeli 214 milyon $ harcasalar da 5 büyük ligin hemen ardında yer aldılar. 2013 yılında 120 milyon $ transfer zararıyla Avrupa genelinde 4. sırada, ağırlığını futbolcuların oluşturduğu personel maaşlarının gelirlere oranında da % 71 ile 2. sırada yer aldılar.

Rusya kulüplerinin harcarken bu kadar geniş olmasının ilk sebebi kulüplerin % 13 oranındaki vergi avantajı ve kamu şirketleri tarafından ciddi finansman desteği görüyor

Örneğin, Rusya Premier Ligi’nde maç günü (tribün) ve yayın gelirlerinin toplam gelir içindeki oranı sadece % 13 ve ilk 10 lig içinde bu alanda sonuncu durumdalar. Ticari gelirlerde % 51 ile 2. ve diğer denilen 3’lü modelin dışında kalan gelirlerde ise % 36 ile 1. sıradalar. Toplam % 87’lik bu finansmanın ana kaynağı Gazprom, Lukoil, Rusya Demiryolları, Rosneft gibi kamu şirketleri ya da devletle yakın ilişkideki kimi oligarklar.

Sibirya merkezli Tom Tomsk bundan 5 sene önce iflasın eşiğindeyken başkan Vladimir Putin’den yardım istemişler ve Putin’in telkinleri sonucu 7 sponsor kazanmışlardı. Krylia Sovetov da “hani bana” diyerek benzer desteği almıştı. Rus yetkililer baktı ki kulüpler finanse edildikçe, giderleri kontrol edilmedikçe daha da sorumsuz harcıyor, artık önlem alma yoluna gitmekten başka çıkar yol olmadığının farkına vardı.

Rusya Federasyonu’nun hazırladığı taslak kapsamında, 2016 sezonundan itibaren bazıları marjinal denebilecek 5 ana başlıkta kulüplere mali disiplin uygulanacak. Temel prensipler şöyle:

-Dernek fonlarının 2015’ten 2018’e kadar kademeli olarak % 75’ten % 25 seviyesine çekilmesi, 3 senelik mali döngüde borçlarının maksimum 750 milyon rubleyi ( 10 milyon €’yu) geçmemesi ve 2020 itibarıyla da UEFA FFP’de belirtilen başabaş noktasının uygulanması.

-Finansman giderlerin toplam borç içindeki oranının maksimum % 10 olması.

-Ağırlığını futbol maaşlarının oluşturduğu personel giderlerinin gelire oranının % 75’ten kademeli olarak her sene %5 indirilerek 2018 yılında % 60’a çekilmesi.

Rusya bunlara ek olarak futbolcu maaşlarına kota koyuyor.

-23 yaş üzerindeki futbolcular yıllık en fazla 24 milyon ruble ( 1.035 milyon TL, 335 bin €)

-21-23 yaş arasındaki futbolcular yıllık en fazla 3.6 milyon ruble ( 155 bin TL, 50 bin €)

-21 yaş altı futbolcular yıllık en fazla 1.8 milyon ruble ( 77.5 bin TL, 25 bin € ) maaş alabilecek. Maaşların alt sınırı ise yıllık 240 bin ruble olarak belirlenmiş.

Ayrıca kulüplerin 21-23 yaş arasındaki futbolculara bir mali yıl içinde ödeyeceği brüt maaş 15 milyon rubleyi, 21 yaş altında ise 10 milyon rubleyi geçemeyecek. Kısacası federasyon kadroların 23 yaş altı oyuncularla şirilmesini de toplam maaş sınırı koyarak engelliyor.

Kulüpler, bu maaş sınırlarının üzerinde 3’ü 23 yaş üzerinde olmak üzere toplam 5 futbolcuyu kadrolarında bulundurabilecek.

Rusya Federasyonu bununla da yetinmemiş ve ortak bir prim sistemi belirlemiş. Kulüpler her sezon başında futbolcular için

-Lig, kupa ve Avrupa kupalarında başarı

-Futbolcuların attığı gol, yaptığı asist (kazandırılan penaltılar dahil) ve gol yemeden bitirilen maç

-Maçların % 40’ından az olmamak kaydıyla maç başı ücret

-Federasyon tarafından onaylanan gol krallığı ve yılın takımı listesi

Milli takıma ve uluslararası turnuvalara katılım

bonusu belirleyerek Federasyona gönderecek. Bu bonusların tavan ücretleri ana mali kriterleri aşacak şekilde düzenlenemeyecek.

Rus federasyonunun böyle sıkı bir mali politikaya geçmesi, Almanya Futbol Federasyonu ile futbolcu yetiştirme ve kulüplerin yönetimi konusunda bir süredir yürütülen görüşmelerin ve geçen hafta imzalanan işbirliği anlaşmasının ertesine denk geldi. Almanya bu alanda zaten Avrupa’nın en iyisi, bazı kriterleri UEFA’dan da sıkı.

Rusların primlerdeki % 40 kıstasında önce Barcelona’da ardından da Manchester City’de devrim yapan Ferran Soriano’dan, 5 istisnai oyuncu konusunda MLS (ABD Futbol Ligi ) uygulamalarından etkilendikleri görülüyor. Üstelik UEFA bazı kriterlerde geçtiğimiz ay Rusya ve Ukrayna takımlarını da rahatlatacak şekilde FFP’yi esnetmesine rağmen bütün bu düzenlemelerden geri adım atmadılar. Spor Bakanı Vitaly Mutko’nun da desteği söz konusu ve kendisinin Eylül ayında federasyon başkanı olması ihtimali de yüksek.

Rusya futbolunda olan biten bu gelişmelerin bu kadar üzerinde durulmasının sebebi, Türkiye’nin yazının başında belirtilen bazı finansal göstergelerde Rusya’dan neredeyse farksız olması ve iki ülkedeki futbol dinamiklerinin benzerlikler göstermesi.

Türkiye maaş/gelir oranında % 77 ile Avrupa genelinde 1. sırada. Transfer zararında 134 milyon $ ile Rusya’nın önünde Avrupa’da 2. sırada, genel zararlarda 392 milyon € ile Rusya’yı takip ediyor. Tribün hasılatlarının gelir içindeki payı % 11 ile Rusya’nın ardından en düşük olan lig. Rusya % 13 vergi uygularken, Türkiye’de benzer şekilde kulüpler % 15 üzerinden vergilendiriliyor. Sağlanan aflar, muafiyetler, kredi kolaylıkları var. Rusya’da kulüplerin kendine ait stadı yok. Türkiye’de de yok. Hepsi devlet desteğiyle yapılmış, finanse edilmiş ya da arsa vb. kolaylıklar sağlanmış.

Real Madrid, Barcelona, Valencia gibi dev İspanyol kulüpleri bu sebeple Avrupa Birliği tarafından soruşturma altına alınmıştı. Türkiye ve Rusya AB üyesi olmadığı için şimdilik işin bu boyutuyla karşılaşmadılar.

Türk kulüplerinin büyük çoğunluğunda yeni seçilen yönetimlerin soluğu anında Başbakanlık ya da Saray’da alıp, medyadaki sözcülerinin her krizde futbol geçmişi olduğu için Recep Tayyip Erdoğan’a çağrı yapması; Rusya’daki Putin etkisinden pek de farklı değil.

Velakin Türkiye’de bu göstergelere rağmen federasyon tarafından, kulüplerin lisanslama işlemi için üzerinde titizlikle çalışılmış ve durumu iyileştirecek detaylı bir düzenleme getirilmedi. UEFA kriterleri tercüme edilerek konulmuş. Oysa Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya’da UEFA’nın temel prensiplerine bağlı kalarak kendi futbol yapıları özelinde oluşturduğu farklı kriterler var.

Hepsi bir yana borsaya açılmamış, ya da şirket yapısı olmayan Türk kulüplerinin mali tabloları dernek statüsünde olduklarından ulaşılmaz durumda. Borsadakilerin dahi, vergi vb. avantajlardan yararlanmak için dernek üzerinde kayıtlı azımsanmayacak ekonomik faaliyetleri var ve bu bilgiler kamuoyuna kapalı. Türkiye futbolu için yukarıdaki veriler ancak FIFA TMS, UEFA ve İtalya federasyonunun hazırladığı raporlar içerisinden ayıklanarak edinildi. Oysa İspanya gibi statüleri Türkiye’dekilere benzer olan kulüplerin bağımsız denetimden geçmiş finansal tablolarına rahatlıkla ulaşılabiliyor.

Türkiye’de futbol, bilhassa finansal açıdan şeffaflaşmadığı sürece ne medya ne taraftar hesap sorma mekanizmalarını olması gerektiği gibi işletebilecek. İstikrarsızlık, gelip geçici başarılar ve tüzüklerindeki sporcu yetiştirme görevini bile yapmaktan aciz takımların kötüye çalan vasat futbolları, kısır gündemleri içinde oyuna dair güzellikler aramaya devam edeceğiz.

Rusya bile kış uykusundan uyandı, Türkiye neyi bekliyor?