"Rusya ile domates pazarlığı yapıyoruz ama ihracatımızın yarısını Avrupa’ya satıyoruz"

291

Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler, adı konulmadan ‘stratejik ortaklık’ düzeyine doğru gidiyor.

Bunun bir örneği Rusya’dan alacağımız S-400 füze savunma sistemidir.

Rusya hava sahasını açtığı için Türkiye Afrin harekâtını yapıyor.

Enerji alanında ilişkilerimiz hızla gelişiyor.

Enerji diplomasisi uzmanı Mehmet Öğütçü, CNN Türk’te Ahu Özyurt’a, Türkiye ile Rusya arasındaki bu ilişkilerin “Cumhuriyet’in ilk dönemindeki ilişkilere benzediğini” söyledi.

Öyle mi, aşağıda değineceğim.

NÜKLEER SANTRAL

Rusya Devlet Başkanı Putin dün Ankara’ya geldi, Akkuyu’da kurulacak olan nükleer santralın birinci bölümünün temeli atıldı.

Kutluyorum, hayırlı olsun diyorum.

Santral dört ünitesiyle tamamlandığında toplam 4 bin 800 megawatt kurulu güce sahip olacak.

Enerji uzmanı Prof. Sadık Kakaç’a göre, “Türkiye’nin enerji üretiminde kurulu gücü yaklaşık olarak 85 bin megawatt; nükleer santralın kurulmasıyla bunun üzerine 4 bin 800 megawatt ilave olacak. Yakıt ucuz olduğu için nükleer reaktörler sürekli çalışabilen reaktörlerdir.”

Kalkınmak isteyen Türkiye, enerji kaynaklarını artırmak ve çeşitlendirmek zorundadır.

İtirazları biliyorum. Fakat güvenlik teknolojisi ileri düzeyde olan nükleer santrallar tehlike yaratmıyor. Dünyada 31 ülkede 450 nükleer santral çalışıyor, 55 nükleer santral inşa halinde...

Türkiye’nin ta 1984’te OECD Nükleer Enerji Ajansı’na üye olduğunu unutmamak lazım.

DOĞALGAZ

Putin Türkiye üzerinden Avrupa’ya gaz satmak istiyor, elbette bizim de işimize geliyor.

Karadeniz’in altından Trakya bölgemize, oradan Avrupa ve Akdeniz’e gaz taşıyacak Türk Akımı Projesi Ekim 2016’da Erdoğan ve Putin tarafından imzalandı.

İran, Hazar, Ortadoğu ve İsrail doğalgazları için de Türkiye böyle boru hatlarının güzergâhı olmalıdır. Hem gelir sağlarız hem enerji kaynaklarımızın çeşitlenmesi bağımlılığın azalması demektir.

Rusya’nın gücü doğal kaynaklarla askeri ve nükleer teknolojiden geliyor, sivil teknolojide ise o kadar ileri değil.

Rusya için hukuk ve demokrasi gibi değerlerin de önemi yok.

ATATÜRK VE RUSYA

Milli Mücadele’de Mustafa Kemal ve Doğu Cephesi Kumandanı Karabekir Bolşevik gibi konuştular, kapitalizm ve emperyalizmle mücadele ettiklerini söylediler. Rusya’dan önemli miktarda silah ve altın yardımı aldılar.

Zaferden sonra bu dili bıraktılar ama Rusya ile dostluk Ankara’nın temel dış politika ilkelerinden biri oldu. Lozan’da Boğazlar sorunu görüşülürken Rusya’nın da davet edilmesini Ankara istedi ve sağladı.

1930 krizinden sonra Rusya ile o günkü ölçeklerde ekonomik ilişkilerimiz de gelişti.

Taksim Cumhuriyet Anıtı’nda Atatürk, İnönü ve Fevzi Çakmak’ın gerisinde Sovyet Generalleri Frunze ve Voroşilov da vardır.

Fakat Atatürk ve arkadaşlarının, aynı zamanda muhaliflerinin de tercihi Batı idi.

Lozan’da Sovyet temsilcisi Çiçerin’in gelmesini sağlayan Ankara, Boğazlar rejimi konusunda Sovyet değil, Batılılarla birlik olarak hareket etti.

Faşist İtalyan tehdidine karşı Mustafa Kemal İngiltere ve Fransa ile ittifak görüşmeleri yapıyordu, o vefat edince ittifak antlaşmasını Eylül 1939’da İnönü imzaladı.

Kurdukları devlet cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar kurulu ve parlamentoyla Batı modelinde idi, Sovyet modelinde değil.

Rusya ile ilişkilerimizi geliştirmeliyiz ama Batı’dan kopmadan...

Rusya ile domates pazarlığı yapıyoruz ama ihracatımızın yarısını Avrupa’ya satıyoruz, dış yatırımların yarısı yine Avrupa’dan...

Hürriyet, Taha Akyol